GeriOsman MÜFTÜOĞLU Salgın kontrolden çıktı mı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Salgın kontrolden çıktı mı

Birkaç gündür turkuvaz tablolarda hızla artan vaka sayılarını gören herkesin aklında aynı soru, aynı endişe var: SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI MI?

Salgının kontrolden çıktığını söylemek en azından şimdilik mümkün değil. Değil ama sürecin “kontrolü çok güç bir nokta”ya geldiği de kesin. Vaka sayılarında her gün neredeyse yüzde 10’ları zorlayan hatta bazen geçen artışlar yaşanıyor. Bu rakamlar bazı günler yüzde 15-20’leri bulabiliyor. “Test pozitiflik oranları”nda da endişe verici yükselmeler izliyoruz. Rakamlar burada da yüzde 20’leri zorluyor. Kısacası endişelenmekte kesinlikle haklıyız. Peki, neden böyle oldu? Vaka sayısı patlamalarındaki başlıca faktörler neler? Yanıtım 1 numaralı kutuda...

Salgın kontrolden çıktı mı

BANA GÖRE
VAKA ARTIŞININ 3 NEDENİ

VAKA sayılarındaki muazzam artışın bana göre 3 önemli nedeni var:

BİRİNCİSİ: Ev içi bulaşlarındaki artış korkunç boyutlara varmış durumda. Dikkatsizlik, özensizlik, biraz da bilgisizlik ve lakaytlık ile birleştiğinde çoğu evde neredeyse bir çeşit “ev içi salgın” durumu yaşanıyor.

İKİNCİSİ: Toplu taşıma araçlarındaki tedbirsizlikler de mühim bir salgın tetikçisi haline geldi. Aşırı yolcu yükü özellikle belirli saatlerde muazzam bir virüs
trafiğine olanak sağlıyor.

ÜÇÜNCÜSÜ: İşyerlerindeki bulaşlarda da ciddi artışlar var. Kademeli mesai uygulamasına yeniden ve sıkı bir şekilde geçmek için neden hâlâ bekliyoruz, anlamak mümkün değil.

Kısacası önümüzdeki günler “biraz” değil, çok “zor” günler. Uygulaması mümkün olmayan “tam kapanma” gibi tekliflerle, tartışmalarla vakit geçirmeyi bir kenara bırakıp öncelikle bu 3 gündem üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor. Kısacası çok daha dikkatli, çok daha tedbirli, çok daha “korumalı ve mesafeli!” olmamız
gereken günlerdeyiz.

Salgın kontrolden çıktı mı

ÖNEMLİ
HAPŞIRANDAN DA UZAK DURUN

BU yeni mutant virüs yani ortalığı kasıp kavuran “İngiliz mutantı” sadece daha kolay bulaşmıyor. Bu yeni virüsün oluşturduğu hastalık tablosunda da farklı bazı belirtiler var. Örneğin, daha önceki vakalarda çok sık görülen ateş, öksürük ve benzeri belirtiler yerlerini İngiliz mutantı virüsüne yakalananlarda “HAPŞIRMA, GENİZ VE BURUN AKINTISI, İŞTAHSIZLIK VE TİTREME” gibi daha önce pek de alışık olmadığımız yeni belirtilere bırakmış gibi görünüyor. Daha doğrusu COVID-19’un eski işaretlerine ek olarak son zamanlarda bu 4 belirtiye de sık sık rastlıyoruz. Bu nedenle hapşırma, burun akıntısı, boğazda yanma gibi klasik nezle belirtisi yaşayanların da muhtemel bir COVID-19 enfeksiyonunu erken yakalayabilmek amacıyla vakit geçirmeden bir PCR testinden geçmelerinde fayda var.

BİR ÖNERİ
VAGUS’A YOL AÇIN

ÖZELLİKLE son salgın rakamları hepimizi gerdi ve endişelendirdi. Netice mi? Netice malum: Salgının başındaki o müthiş stres girdabına yeniden girdik. Uykularımız kaçmaya, midelerimiz kasılmaya, ağızlarımız kurumaya, boyunlarımız terlemeye, kalplerimiz daha hızlı çarpmaya başladı. Özetle, MÜTHİŞ BİR RAHATLAMA İHTİYACI İÇİNDEYİZ. “Peki, nasıl olacak bu iş hocam?” diyorsanız, “rahatlamak için hap, çöp, toz, damla, şurup arayışı içerisindeyseniz” size basit bir önerim var. Vagus’unuzu devreye sokun! Öneriyi gerçekleştirmek için 2 numaralı kutuya geçebilirsiniz.

Salgın kontrolden çıktı mı

BİR TEST
NEFES MEDİTASYONU YAPIN

KİMDİR nedir, neyin nesidir, in midir cin midir bu vagus? Açıklayayım: Vagus, beyin sapınızdan başlayıp kuyruk sokumunuza kadar uzanan muazzam bir sinirdir. Akciğerlerinizden kalbinize, bağırsaklarınızdan midenize, bütün iç organlarınızın daha da önemlisi ruhsal yaşamınızın “orkestra şefleri”nden biri, hatta birincisidir. Peki, vagus siniri nasıl devreye sokulur? Nasıl uyarılır? Uygulamayı öğrenmek için 3 numaralı kutuya geçin.

ŞİMDİ DENEYİN
VAGUS’U ÇALIŞTIRMAK İÇİN...

RAHAT bir yere oturun. Hatta mümkünse sırt üstü yere uzanıp çevreniz ile ilişkinizi minimuma indirmeye çalışın. Sonra diyafram kasınızı kullanacak şekilde (diyafram kası akciğer ile karın boşluğunu ayıran ve soluk alıp vermelerle aşağı yukarı hareket eden muazzam bir güç kaynağıdır) yavaşça 5’e kadar sayarak derin bir nefes alıp 1 saniye kadar o nefesi içinizde tutun. Sonra yine 5’e kadar sayarak nefesinizi yavaşça bırakın. Bu deneyi her defasında ortalama 5 kez tekrarlayın. Günde 3-4 tekrar yeterli olacaktır. TEBRİKLER!

Diyafram egzersizi” de diyebileceğimiz bu basit çalışma sayesinde vagus sinirinizi aktive ettiniz. Vagus’un aktivasyonu “parasempatik sinir sistemi”nin devreye girmesi anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada “anti-stres sisteminiz” sizi rahatlatmaya başlıyor: Kandaki kortizol ve diğer stres hormonlarının seviyesi süratle düşmeye başlıyor. Netice mi? Kalp hızınız yavaşlıyor. Kan basıncınız düşüyor. İçiniz ferahlıyor. Gerginliğiniz minimuma iniyor. Vücut ısınız dengeleniyor. Enerji metabolizmanız iyileşiyor. Gerginliğiniz ve kaygınız törpüleniyor.

 

X

Kapanalım mı kapatalım mı

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ne var ki 4 hafta süreyle uygulanması zorunlu olan böyle bir tam kapanmanın da bize yetmeyeceğini bilmeli. O dört haftalık tam kapanmadan sonra da en az 3-4 hafta sürecek bir “kademeli açılma” sürecinin de bizi bekleyebileceğini bir kenara not etmeliyiz. Ayrıca içinde bulunduğumuz şartlar ne “ekonomik” ne de “sosyal” olarak zaten tam bir kapanmaya imkân vermiyor. Bu nedenle de “olmayacak duaya amin demeyi” bir kenara bırakıp “uygulanabilecek çözümler”e bakmamızda fayda var. İşte tam da bu noktada “Mademki tam ‘kapanma’ olmuyor, bari ‘kapatma’ sürecini devreye sokalım” alternatifini tartışmamızda fayda var. NETİCE ŞUDUR: Kanaatime göre Ramazan ayı ve onu takip eden bayram süresince etkili ve akılcı bir “kapatma” organizasyonu şu anda bize en uygun çözüm gibi görünüyor.




BİR UYARI
İSTANBUL’DA KIRMIZI ALARM

İSTANBUL

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku

Hepimiz pandemi mağduruyuz

Pandemide süre uzadıkça uzadı. Neticede de hepimizde pandemiye has bazı arızalar başladı.

Bana sorarsanız bu arızaların her biri çok önemli. O arızalar kimimizde uykusuzluk, kimimizde yorgunluk, kimimizde de kaygı bozukluğu ve mutsuzlukla kendisini ifade ediyor. Yarattıkları sonuçlar ise hem çok önemli hem de giderek büyüyor. İşte tam da bu noktada “pandemi mağdurluğu” meselesi ve bu meseleye çözüm üretebilecek çareler devreye giriyor. Peki, nedir o çareler? Pandemi mağduriyetini önlemenin yolları neler? Bugünün çözümleri bir ruh sağlığı uzmanından geliyor. İşte detaylar...

BANA GÖRE
RUH SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE
KÜRESEL ve ülkesel boyutlarıyla tam bir felakete dönüşen bu salgının uzun vadede en önemli sonucu ve travmasının ruhsal ve duygusal alanda yaşanacağı kesindir. Bu kesinlik ise sağlık alanında çalışan herkesin bir numaralı endişesidir. Peki, çare ne? Çözüm ya da çözümler var mı? Ne yapmalıyız? “Belirsizlik” sözcüğünün bir numaralı gündem maddesi, “yalnızlaşma” meselesinin başlıca sorun olduğu bu özel ve önemli dönemi en az hasarla nasıl atlatabiliriz? Bu ve benzeri sorular eğer sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun...

BELİRSİZLİKLE BARIŞIN

“BELİRSİZLİK” ve yarattığı “endişe hali”nin, ruhumuzu sürekli törpülediği bu sıkıntılı günlerde, ruhuma iyi gelecek çözümler ararken faydalandığım, yol arkadaşım yaptığım bir kitabım var: BELİRSİZLİKLE BARIŞMAK. Kitabın yazarı, ruh sağlığı alanının önemli isimlerinden biri, sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur. Mehmet Hoca belirsizlikle barışmak için bakın bize neler öneriyor...

Yazının Devamını Oku

Yıkılmadık ayaktayız

Belçika’da bir üniversite 42 ülkede korona salgını sürecinde ailelerin “tükenmişlik sendromu” durumunu araştırmış.

Araştırmaya göre, en tükenen ülke Belçika olmuş. Belçika’yı ABD (Amerika) izlemiş. Bize gelince... Biz en son sıradayız. Prof. Dr. Nuran Yıldız’dan, daha doğrusu Nuran Hoca’nın Instagram sayfasından aldığım bir bilgi bu. Önemli bulduğum için sizinle de paylaşmak istedim. Aslında sonuç bana göre hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü biz Mahsun Kırmızıgül’ün “Yıkılmadım” şarkısında da ifade ettiği gibi “Yıkılmadım, ayaktayım” diye özetlenebilecek derin bir kültüre sahibiz. Bu kültürün orta direğini ise en değerlimiz “AİLE”miz oluşturuyor. Benim “ÇIPA”ya benzettiğim bu muazzam değer için Nuran Hoca bakın neler yazmış...




İYİ BİLGİ
AİLE BİZİM ‘HAVA YASTIĞI’MIZDIR

Yazının Devamını Oku

Sağlıkta değişim rüzgârı

İsterseniz gelin hiç olmazsa bu hafta sonunu şu bunaltıcı pandemi gündeminin dışında geçirelim ve biraz da iyi hayatın, sağlığın, keyfin, huzurun, daha da önemlisi pandemi sonrasında nasıl daha etkili, güçlü ve kalıcı bir sağlık durumu elde edebileceğimizin üstüne kafa patlatalım.

Çünkü şu “hüküm” çok açık ve net verildi: Pandemi sonrasında pek çok şey değişecek, değişimden payını alanların başında da YENİ SAĞLIK ANLAYIŞI gelecek. Nedeni de çok basit: Salgın bize sağlığımızın ne kadar önemli bir hazine olduğunu bir kez daha hatırlattı.



BANA GÖRE
NEDİR O DEĞİŞİMLER

Yazının Devamını Oku

3. dalga başladı mı

Son 2 haftanın vaka sayıları ve son 2 günün 20 bini geçen günlük rakamları, “pandemi matematiği”ni bilen her uzmanı korkutuyor.

Halk sağlığı uzmanları, “Eğer rakamlar bu şekilde seyreder ve bu hızla artmaya devam ederse bizde de tıpkı İtalya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi bir 3. dalga başlayabilir” korkusu içindeler. Daha da kötüsü, aynı uzmanlar, bu gidişle kasım başında yaşadığımız “tsunami benzeri” bir tatsızlığın da gelişebileceğinin altını çiziyorlar. NETİCE ŞUDUR: Eğer süreci sadece devletin aldığı, alacağı bilindik önlemlere bırakırsak ve biz katılımcı, yardımcı hatta hepimiz birer pandemi gönüllüsü olmayı unutursak, kasım başında karşılaştığımızdan daha yüksek vaka sayılarına ulaşabilir ve önümüze konabilecek daha ciddi önlem paketlerine, kısıtlamalara razı olmak durumunda olabiliriz.




BİR UYARI
‘UZAYAN COVID’ SORUNU BÜYÜYOR

Yazının Devamını Oku

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı haklı. Sadece bizde değil, hemen her ülkede özellikle de yakın ilişki içinde olduğumuz Avrupa coğrafyasında “KORONAVİRÜS DALGALARI” bir gidip, bir geliyor! Mesela Almanya ve İtalya’da durum tam da böyle ve neredeyse ciddi bir felaket halinde. Nedeni şu...




İKİ ÖRNEK
ALMANYA VE İTALYA’DA 3. DALGA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Mutasyon cenneti mi olduk

Önce şu önemli bilgiyi paylaşalım:

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin. Karadeniz’deki “kıpkırmızı bölge”nin İngiliz mutasyonunun hâkimiyetine girdiği biliniyordu ama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaya göre “Güney Afrika, Brezilya ve California mutasyonları da aramızda kol geziyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: “Mutasyon cenneti mi olduk?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.




BİR SORU
GENLERLE DANS MÜMKÜN MÜ

Yazının Devamını Oku

Rakamlar korkutuyor

COVID-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: BU RAKAMLAR KORKUTUCU, BU GİDİŞ İYİ GİDİŞ DEĞİL.

Değil çünkü “yeniden normalleşme çabaları ve uygulamaları” başlayalı henüz 1 hafta bile olmadı. Ve bu korkutucu artışlarda ise adına “yeni normal” denilen uygulamaların herhangi bir etkisi de söz konusu değil. Bu son uygulamaların etkilerini önümüzdeki pazartesiden sonra net ve açık olarak göreceğiz. NETİCE ŞUDUR: 1 hafta önce paylaştığım “Doğru mu yaptık” yazısında da belirttiğim gibi biz, benim “kademeli esnetme”, pandemiyi yönetenlerin ise “yeniden normalleşme” olarak tanımladığı süreçleri maalesef iyi yönetemiyoruz. Yönetimdeki hataların sadece “yönetenler” de değil, “bizde” de olduğunu iyi bilelim ve şapkamızı önümüze koyup yeniden bir düşünelim.



HatırlatmaKARACİĞER YAĞLANMASI TEHDİT EDİYOR

BİLELİM ki karaciğer yağlanması son yılların ilk 5’ine girecek kadar önemli bir sağlık tehdididir. Beslenme hataları ve hareketsizliğe bağlı (alkol ile ilişkisiz) karaciğer yağlanması ise bu tehdidin bir numaralı nedenidir. Üzülerek belirteyim, karaciğeri yağlı her 10 kişiden en az 1-2’sinde, sorun “karaciğer büzüşmesine (fibrozis)” kadar ilerleyebiliyor. Bunların da en az yüzde 10-25’inde siroz ve ileri derecede karaciğer yetmezliği gelişebiliyor. Karaciğer yağlanmasındaki bu hızlı artışın nedenlerini 1 numaralı kutuda, belirtilerini 2 numaralı kutuda, tedavisini ise 3 numaralı kutuda özetlemeye çalıştım.

Aklınızda olsun

Yazının Devamını Oku

Beynimiz arızaya mı geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?



ÖNEMLİ
YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

Yazının Devamını Oku

Çocuklar hazır mıyız

Milyonlarca öğrenci, bir o kadar da ailenin beklediği o önemli günün düğmesine ciddi bir aksilik olmaz ise yarın basılıyor.

“Yüz yüze eğitimde başlama vuruşu” aslında bugün yani 1 Mart’ta gerçekleşecekti ama doğru ve yerinde bir kararla yarına, 2 Mart’a bırakıldı. Bugün yapılacak kabine toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açıklamayı milyonlarca çocuk ve aile nefeslerini tutmuş, heyecanla bekliyor. Başlama kararında en etkili faktörün Sağlık Bakanı’nın kabinede yapacağı sunum ve o sunumda vereceği il bazlı haftalık rakamlar olacağı kesin. Anlaşılan o ki çoğu ilde yüz yüze eğitime izin çıkacak. Doğrusu da bu zaten. Zira eğer biraz daha geç kalırsak bugün ekonomide yaşadığımız sıkıntılardan çok daha önemlisi ve fazlasını yarın “eğitim”de yani “geleceğin ekonomik gücü”nde yaşayacağız.



BANA GÖRE
OKULLAR NEDEN SÜRATLE AÇILMALI

Yazının Devamını Oku

Pandemi yorgunuyuz

Gündem değişmiyor, ne Mars’ın yeniden keşfi(!) ne Myanmar’daki askeri darbe, ne şu ne bu kimseyi ilgilendirmiyor; herkesin gündeminde varsa yoksa COVID meselesi.

Pandemi her an her yerde gündemin bir numaralı maddesi. Peki, neden? Nedeni açık: Pandemide bu belalı, bu yapışkan, bu fevkalade tehlikeli virüse paçayı kaptıranların sayısı 100 milyonu çoktan geçti. Bu arada da neredeyse 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Peki, mesele sadece hastalanmakla, yalnızca hayat kaybıyla bitiyor mu? Hayır, bitmiyor! COVID önümüze yeni yeni ve şaşırtıcı faturalar koymaya devam ediyor. Üstelik faturalar adeta tefeci faturası gibi(!) Öde öde bitmiyor. PANDEMİ YORGUNLUĞU ise o bitmeyen faturaların en önemlilerinden biri. Peki ne var o faturada? Merak edin ve buyurun...

YENİ BİR SORUN MU
KRONİK COVID-19

DAHA önce de yazdım. COVID-19’a yakalananların neredeyse 10’da birinde hastalığı takiben yeni bazı sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Bunlara “COVID-19’un kalıcı bozuklukları” deniyor. Bu bozuklukların başını da “kronik yorgunluk sorunu” çekiyor. Peki, başkaları da var mı? Var, maalesef. Yeni yayımlanan ve 17-87 yaşları arasında 47 bin 910 COVID-19 hastasının geriye dönük incelemesine dayanan bir “yeniden değerlendirme çalışması” kronik COVID meselesinde bizleri bekleyen sorunların neler olduğunu bakın nasıl sıralamış.


Yazının Devamını Oku
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
sakarya escort
nevşehir escort
kayseri escort
sakarya avukat
webmaster forum
buca escort bayan